Pages

Subscribe:

14 Ekim 2012 Pazar

Otizmde Teshis, İlle de Erken Teshis!

Otizmde Teshis, Ille de Erken Teshis!

Farklı alanlarda uzmanlaşmış kişiler tarafından yapılan araştırmalar ortaya koymaktadır ki, yaklaşık bir yaş civarında otizm ilk belirtilerini göstermektedir. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması, göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme, uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir.

Gelismis ulkelerde otizm teşhisi farklı uzmanların katılımıyla oluşturulmuş bir ekip tarafından konulmaktadır. Ekibin uzmanları arasinda psikiyatrist, psikolog, konuşma ve dil terapisti, uğraşı terapisti, özel eğitim uzmani, fizyoterapist, sosyal hizmet uzmani bulunabilmektedir. Epilepsi, metabolik bozukluklar, Fragil-X Sendromu gibi zaman zaman otizmle beraber görülebilen bozuklukların tıbbi taraması yapıldıktan sonra, kesin tanı ancak bazı standard psikolojik testlerin uygulanmasıyla konulabilmektedir. Şu an uygulaması en yaygın olan test, ilk olarak Catherine Lord tarafından 1989 yılında geliştirilmiş standart bir otizm tanı testi olan, ve sahsen kendimin otizm teshisinde "altin kural' olarak tabir edebilecegim, ADOS’tur (Autism Diagnostic Observation Schedule). Yine Lord tarafından geliştirilmiş olan ve çocuğun geçmişi ve davranışları hakkında oldukça detaylı sorular içeren, yapılandırılmış bir aile mülakat formu olan ADI-R (Autism Diagnostic Interview-Revised), otizm tanılamasında yaygın olarak kullanılmaktadır. ADOS bir yaş ve sonrası çocuklarına uygulanabilen yapısal bir otizm tanılama testidir ve degisik yas asamalarina gore gelistirilmis birkac modul' den (kitapcik) olusur. Temelde, uygulayicinin, cocukla birebir oyun halinde iletisimi esnasinda yaptigi gozlemleri icerir. Otizm teshisindeki butun kilit belirtiler ADOS formunda yer alir. Uygulayici, cocukla iletisimi sirasinda bu belirtilerin olup olmamasina dikkat eder. Uygulamasi ve Turkce'ye uyarlamasi oldukca basit olmasina ragmen, malesef (en azindan benim bildigim kadariyla) Turkiye'de cevirisi ve uygulamasi yoktur.

Yukarda tarif ettigim surec durust olmak gerekirse, en azindan bizim ulkemizde, isin biraz ideal boyutu. ADOS, otizmde erken teshis ve dogru teshis icin atilmis en onemli adimlardan birisi. Zira bugun artik bircok ulkede bilim "Otizm'den tamamen iyilesen" veya "En iyi sonuc alinan cocuklardan" bahsediyor. Ama en onemli sart "ERKEN TESHIS". Ozellikle de 3 yas alti inanilmaz bir oneme sahip. Cunku bu yastan once yapilan etkin bir mudahale, kesin sonuclara goturebiliyor (erken mudahalenin ne oldugunu ve nasil yapildigini daha sonraki yazilarimda gucumun yettigince anlatmaya calisacagim) Ancak mudahaleden onceki en onemli konu, erken teshisin yapilabilmesi. Ve malesef ulkemizde, ozellikle kucuk cocuklarin teshisinde kullanilan herhangi bir olcek veya test benim bildigim kadariyla bulunmamakta, veya bulunsa bile cok sinirli alanlarda kullanilabilmektedir.

Benim bu noktada ailelere onerebilecegim, cocuklarinda normalin disinda bir gelisim tesbit ettiklerinde bu konuda degisik kaynaklardan bilgi toplamalari (Otizmin ne oldugunu bir onceki yazilarimda ornekleriyle beraber anlatmaya calistim), ve sonrasinda otistik cocuklarla, ozellikle de kucuk yaslardaki otistik cocuklarla deneyimi olan, bu konuda isim yapmis uzmanlara hic vakit kaybetmeden basvurmalari. Otizm teshisi koyan tibbi uzmanlik gruplari: Cocuk Psikiyatrisi (Capa, Cerrahpasa, Marmara Universitesi Hastanelerinde bolumleri mevcuttur) ve Cocuk Norolojisi'dir (Yine universite hastaneleri veya tam tesekkullu ozel hastanelerde bolumleri mevcuttur).

Bebeklerde İletişim Eksikliği Otizm Olabilir

Ankara Üniversitesi Otistik Çocuklar Tanı Tedavi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Efser Kerimoğlu, otizmde erken tanının önemine işaret ederek, aileleri, ''bebekleri adı söylendiğinde bakmıyorsa, göz teması kurmuyorsa, eliyle bir şeyi göstermiyorsa, gösterilene bakmıyorsa, 'agu' sesleri çıkarmıyorsa, taklit yapmıyorsa, az ilişki kuruyorsa, daha çok kendi iç dünyasındaymış izlenimi veriyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmalıdırlar'' diye uyardı.

Kerimoğlu, yaptığı açıklamada, otizmin, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğu olduğunu ve genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıktığını söyledi. 1990 yılında faaliyete geçen Otistik Çocuklar Tanı Tedavi Araştırma ve Uygulama Merkezi ilk açıldığında yılda sadece 5-6 otistik çocuk gördüklerini anlatan Kerimoğlu, o dönemde merkeze getirilen çocukların yaşlarının 4 ya da 5 olduğunu söyledi. 3 yaşında bir çocuğun merkeze getirilmesi durumunda ''erken başvuru'' diye çok sevindiklerini ifade eden Kerimoğlu, şu anda merkezde izlenen çocukların sayısının 2 bini geçtiğini söyledi.

''Şu anda ilk başvuru yaşı, 1'in altına indi'' diyen Kerimoğlu, otizmin belirtilerini şöyle anlattı:

''0-3 yaş arasındaki bebeklerde ilişki-iletişim bozuklukları olabiliyor. Aileler, bebeklerini iyi gözlemlemeliler. Aileler, bebekleri, adı söylendiğinde bakmıyorsa, göz teması kurmuyorsa, eliyle bir şeyi göstermiyorsa, gösterilene bakmıyorsa, 'agu' sesleri çıkarmıyorsa, taklit yapmıyorsa, az ilişki kuruyorsa, daha çok kendi iç dünyasındaymış izlenimi veriyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmalıdırlar. Bunlar bir bebekte 1 yaşından önce de ayırt edilebilir. Ailenin de şüphelenip, 'bunda bir tuhaflık mı var?' diye, bebeği doktora götürmesi gerekir. Ancak aileler, o dönemlerde bu belirtilerin üzerinde çok fazla durmuyor. Ailelerin, belirtileri 'çok sağlıklı bir bebek, bir şeyi yok, zaten babası da geç konuşmuştu' diyerek geçiştirmemesi gerek.''

OTİZM DEĞİL, İLETİŞİM BOZUKLUĞU OLABİLİR

Otistik belirtileri olmasına rağmen 3 yaşından önce otizm tanısı koymaktan kaçındıklarını anlatan Kerimoğlu, bunun nedenini şöyle anlattı:

''Bu gruptaki bebeklerin, otizm yelpazesi içindeki bir başka bozuklukları da olabilir. Bebeklerde iletişim-etkileşim bozuklukları söz konusu olabilir. Uyaran eksikliğine bağlı bir takım bozukluklar da olabilir. Çok fazla ilgilenilmeyen bebekler olabilir ya da çok fazla televizyon karşısında oturtulan bebekler olabilir. Kapalı bir çocuk, erken müdahale ile bir süre sonra daha açılıp, iletişim kurar hale gelebilir.''

Kerimoğlu, otizmin direkt tedavisi ve ilaç tedavisi olmadığını söyledi ve ''En iyi tedavi yöntemi eğitsel tedaviler. Eğitim yolu ile çocuğa ulaşılmaya, kavramlar öğretilmeye, dil gelişimi ve iletişim alanında beceriler kazandırılmaya çalışılıyor. Otistik çocuklar iletişim kurmayan çocuklar olduğu için bu eğitim özel eğitim merkezlerinde, eğitimli kişiler tarafından yapılıyor'' dedi.

TELEVİZYONA DİKKAT

Çok fazla televizyon karşısında oturtulan bebeklerin canlı bir nesne ile değil, cansız bir nesne ile iletişime girdiğine dikkati çeken Kerimoğlu, bebeklerin televizyondan alacağı hiç bir etkileşimin olmadığını kaydetti. Kerimoğlu, ''Zaten iletişimi az bir bebekse, televizyon büsbütün bebeğin içine kapanmasına destek oluyor. Bunu özellikle bakıcıların çok kullandığını duyuyoruz. İşini görürken açıyor televizyonu, oturtuyor bebeği karşısına. Zaten etrafla ilişkisi olmayan bebeğin ilişkisini tamamen kesiyor'' diye konuştu.

HİÇ GELİŞMEYEN YA DA KÖTÜYE GİDEN ÇOCUK HEMEN HEMEN HİÇ YOK

Otizmin çok emek isteyen bir bozukluk olduğunu anlatan Kerimoğlu, otistik çocukların attıkları en ufak adımların bile çok önemli olduğunu kaydetti. Otistik çocuklardan bazılarının çok iyi gelişme gösterdiğini söyleyen Kerimoğlu, otizm tedavisinde erken tanının ne kadar önemli olduğunu şöyle anlattı:

''Hiç gelişmeyen ya da kötüye giden çocuk, hemen hemen hiç yok. Otistik çocuklar tedavi ile mutlaka kendi çapında çok küçük de olsa adımlar atıyorlar. Diyelim ki bazı çocuklar daha az bazıları daha çok adım atıyor. Bazıları hiç konuşamıyor olsa da iletişim kurmayı öğrenebiliyorlar. Bazılarında konuşma gelişiyor ve örgün eğitimde kaynaştırma eğitimine katılabiliyorlar. Çok ender de olsa, binde bir de olsa yüksek eğitim alabilen, üniversite sınavlarına girebilen çocuklarımız var.

Merkeze başvuran iki bini aşkın çocuğun yarıdan fazlası kaynaştırma eğitimine katılmış. Çocukların 50'ye yakını orta öğretime devam ederken, 5 otistik genç de yüksek öğretim görüyor. Eğer otistik olmasalardı, bu çocuklar zekalarıyla çok iyi yerlere gelebilecek kapasitede olan çocuklar. Kendilerine sağlanan imkanlar ve doğru tedavi ile üniversite eğitimi alabiliyorlar.

Bir kısmı kapasitesi doğrultusunda çok yararlanıyor. Bazıları ilköğretimi tamamlayabilirken bazıları ise ancak özel eğitime devam edebiliyor. Bu tedavileri almasalardı bu çocukların bu noktada olması mümkün değildi. Erken tanı hayat kurtarıyor. Bu çocukların hepsine eğitim şansının verilmesi gerekir. Bu şansı bazı çocuklar daha iyi değerlendirebiliyor.''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız